Yakın zamanda üç farklı iğne defteri diktim. Parça kumaş yığınımın başına geçip önce zemin oluşturdum, sonra içimden geldiği gibi aplikelerle, dantellerle, nakışla dekore ettim. İç kısma iğneleri yerleştirmek için keçeden sayfalar ekledim.
Elbette bunu yapan ilk insan değilim, zira pinterestte sayısız örneği var. Ama şunu düşündüm dikerken, insan neden basit bir iğne için defter diker, süsler?
Hepimiz tekerleğin icadını, ateşin bulunuşunu ya da paranın tarihini duymuşuzdur. Peki ya dikiş iğnesi? İki parmağımızın arasında kaybolan, yere düştüğünde sanki başka bir boyuta ışınlanan o incecik, mütevazı metal parçası?
Bence dikiş iğnesi, tarihin en önemli icatlarından biri olabilir. O olmasa giysiler nasıl dikilecekti? Nevresim takımıyla mı gezecektik yatak gibi? (Gibi dizisini izleyenlerin yüzündeki o ifade!) Şaka bir yana, iğne olmasaydı insanoğlu Buzul Çağında hayatta kalamazdı. Hayvan derilerini birbirine dikip vücut ısısını koruyacak giysiler yapmasaydık, medeniyet sıcak bölgelerden dışarı adımını atamazdı. Yani bugün giydiğimiz her şeyin temelinde, yaklaşık 50.000 yıl önce kemikten yontulan o ilk küçük delik var.
Gelin görün ki tekerlek gibi hacimli, para gibi cezbedici, ateş gibi havalı bir şey olmadığı için icat hikayesini pek duymadık. Sonuçta iki parmağımızı birleştirerek tutabildiğimiz, yere düştüğünde de asla bulunamayan incecik bir nesneden bahsediyoruz. Ne olacaktı yani; tarih kitaplarında adına başlıklar atılıp farklı milletler “biz bulduk, hayır biz bulduk” diye cenge mi tutuşacaklardı?
İğne fazla “sessiz” olduğu için tarih sahnesinde arkada kaldı. Ama o küçücük gövdesiyle kat kat kumaşları birleştirirken aslında hayatlarımızı, anılarımızı ve ihtiyaçlarımızı da birbirine teyelledi.
Hulâsa dostlar, işbu sebeplerden dikiş iğnesine hak ettiği değeri vermeliyim diyerek bu defterleri diktim. Üstelik çeşitli dikiş projelerinden geriye kalan o küçük artık kumaş parçalarıyla.
Bu defter benim için sadece bir düzenleyici değil; medeniyeti ilmek ilmek dokuyan o küçük kahramana sunduğum bir teşekkür belgesi. Elbette minnacık oldukları için her lazım olduğunda en sevdiğim iğneleri bulamayışımın etkisi de var ama çoğunlukla sanatsal bir saygı duruşu diyebilirim 🙂
Ayrıca hayata böyle küçük ve neşeli detaylar katmanın yaşam zevkine katkısı tartışılmaz. Diyelim ki bir şey dikeceğim. Dikiş kutumu açıyorum, plastik bir iğne kutusu yerine böyle bir defterden iğne seçiyorum ve işe koyuluyorum. Düşünmesi bile keyifli 🙂
Peki siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, bir küçücük iğneciğe bu kadar emek fazla diyenlerden misiniz yoksa dikiş iğnesinin hakkını teslim edenlerden mi?
Sevgiyle,
Özlem











Bir yanıt yazın