Sanat yolculuğumda son birkaç yıl, sadece tekniklerin değil, kumaşla kurduğum bağın da dönüştüğü bir evre oldu. Uzun yıllar boyunca açık kenarlı aplike tekniğiyle, makinemin başında formlar oluştururken büyük bir keyif aldım. Ancak zamanla farklı tekstil sanatçılarının dünyalarından ilham alarak kendi repertuvarımı genişletmeye başladım.
Bu teknik dönüşümün en anlamlı yanı ise ‘paylaşım’ oldu. Dostlarımın, meslektaşlarımın ellerinden geçen o kıymetli artık kumaş parçalarına yeniden hayat verme isteği, beni yeni kapılar açmaya itti. Bugün artık dikiş masamda sadece açık kenarlı aplike değil; kırkyama, yorganlama, el nakışı, kenar kıvırmalı el aplikesi, serbest hareketli dikiş gibi zenginlikler de var. Kitap kılıflarım artık benim için sadece bir ürün değil; onlarca farklı hikayenin, el emeğiyle birbirine tutunduğu birer tekstil kolajı.
Bu yazıya konu olan kitap kılıfı ise bu tekniklerden birçoğunun bir araya gelmiş hâli. Tasarım süreci, tamamı el ile dikilmiş ve işlenmiş fincan aplikeli yama ile başladı. Sonrasında kırkyama (patchwork) bir zemin tasarladım. Pamuklu danteller ve yine el nakışı dokunuşları ile tasarımı tamamladım.
Bu kılıfı baştan sona ‘akış’ halinde çalıştım, bu yüzden de aşırı keyif aldığım bir iş oldu. Bu noktada çok sevdiğim Sinan Canan hocadan öğrendiğim güzel bir bilgiyi paylaşmak isterim. Bir işi akışta kalarak yapabilmek için, o işin zorluk seviyesinin ustalığınızın biraz üzerinde olması gerekir. Eğer iş çok kolaysa zihin sıkılır ve odak dağılır; eğer yeteneğinizin çok üzerindeyse bu kez yerini kaygıya bırakır. Bu kitap kılıfı, yıllardır biriktirdiğim teknik beceriyi yeni bir meydan okumayla birleştirdiğim, tam anlamıyla akışta kalarak ortaya çıkardığım bir eser oldu.
Bu çalışma sadece teknik anlamda değil; renk uyumu, görsel denge ve odak noktaları gibi estetik unsurlar açısından da beni oldukça tatmin eden bir çalışma oldu. Tüm bu süreçlerin birleşimi, bu kitap kılıfını benim için çok özel bir yere koyuyor. Tasarım yolculuğumda adeta bir köşe taşı diyebilirim.
İçeriklerimde ve paylaşımlarımda sıkça altını çizdiğim bir prensibim var: Ben sonuca değil, sürece odaklı üretmeyi seviyorum. Üretimin her aşaması, o ilk parçayı kesmekten son düğümü atmaya kadar benim için ayrı bir keşif ve zevk alanı. Bu nedenle, bu yazıda sadece bitmiş ürünü değil; bu ‘köşe taşı’ eserin mutfağındaki o detayları da sizinle paylaşmak istiyorum.
Bu tasarımın kalbinde, ön yüzde gördüğünüz fincan aplikeli oval yama yer alıyor. Aslında ortada henüz bir kitap kılıfı fikri bile yokken, ben o küçük fincanı işlemeye başlamıştım; gerisini tamamen akışa bıraktım. Buradaki asıl amacım, elimde telefonla ekran kaydırarak harcadığım o pasif vakitleri, el işiyle kıymetlendirmekti.
Tamamını el dikişi ve nakışıyla, sadece oturduğum yerde yapabileceğim bir projenin elimin altında olması işimi çok kolaylaştırdı. Salonun en sık kullandığım sehpasında hazır bekleyen bu küçük el işi, Atomik Alışkanlıklar kitabında okuduğum o meşhur tavsiyeyi doğruladı: ‘Görünür kılmak.’ Ulaşılabilir bir yerde duran o el işi, beni telefona değil, üretmeye sevk etti.
Şeklini fincana benzettiğim çıtır çiçek desenli küçük bir kumaş parçasını, kenarlarını iğneyle içe kıvırarak zemine sabitledim. Tamamen el dikişiyle ilerlediğim bu süreci, yine el nakışıyla süsleyerek ve üzerine küçük bir not düşerek taçlandırdım: ‘bir yudum ve bir sayfa daha’.
Bu minik cümle, aslında hepimizin o en kıymetli, o en bizbize kaldığı anlara bir atıf… Elimizde en sevdiğimiz kitap, yanımızda dumanı tüten bir kahve ya da çay ile yaşadığımız o huzurlu anlar. Bu kılıf, o keyifli dakikaların sessiz bir eşlikçisi olsun istedim.
Fincanlı yama hazır olduğunda kitap kılıfı tasarımına geçme vakti gelmişti. Çok çeşitli renk ve desenlerle dolu kutular dolusu parça kumaş arasından fincana uygun bir hikaye anlatacak parçaları seçmek, belki de bu işin en ‘görünmeyen’ mahareti.
Bir renk şeması belirleyip uygun parçaları seçtikten sonra, hepsini eşit kareler halinde kestim. Ardından bu kareleri, kitap kılıfı ölçülerime sadık kalarak birbirine diktim ve tasarımın zeminini oluşturacak şeritleri elde ettim.
Elde ettiğim altı adet şeridi üçerli gruplayarak bir araya getirdim ve iki ana blok oluşturdum. İki blogun da altına soft yeşil renkte poplin kumaş yerleştirip çapraz dikişlerle yorganladım. Bu şekilde ince bir kumaş türü olan poplinlerden oluşan kırkyama yüzeyi fazladan bir katmanla desteklemiş oldum. Hem de yıllar sonra olası yıpranmalarda alttan görünen güzel bir doku tasarıma boyut kazandırsın istedim.
Bu iki bloğu birleştirmedim. Çünkü kumaşların her biri o kadar renkli ve enerjikti ki, bu görsel yoğunluğu dengeleyecek bir ‘nefes alanına’ ihtiyaç vardı.
Kitabın sırt kısmına denk gelecek şekilde yerleştirdiğim kahverengi kot parça, tam da bu işlevi gördü. Bu sade, kahverengi blok; tasarımı sakinleştirdi ve tabiri caizse tüm o renk cümbüşünü ‘toprakladı’. Görsel bir denge kurarak, gözün fincanlı yama gibi detaylara daha rahat odaklanmasını sağladı.
Oluşturduğum üç zemin bloğunu birleştirdikten sonra, tasarımın kalbi olan fincanlı oval yamayı ön yüze yerleştirdim. Yamanın etrafını ince ve zarif bir pamuk dantelle çevreleyerek sabitledim. Bu pamuk dantel, alt katmandaki hareketli kırkyama zemini ile yama yüzeyi arasında tam da hayal ettiğim o yumuşak geçişi sağladı.
Görsel dengenin sadece ön tarafta yığılıp kalmaması için de kılıfın arka yüzüne el dikişiyle hazırladığım küçük bir kelebek yaması ekledim. Böylece kılıf, her çevirdiğinizde size farklı bir detay sunan, dengeli bir bütüne dönüştü.
Elbette bu koyu kahverengi bloğun o sert geçiş etkisini biraz yumuşatmak gerekiyordu. Bu keskinliği kırmak ve tasarımı bütünleştirmek için kırkyama yüzeyler ile kahverengi bloğu birleştiren zarif bir pamuk dantel yerleştirdim. Üzerine eklediğim renkli, küçük el nakışı çiçeklerle de bu iki farklı dünyayı birbirine bağlayan yumuşak bir geçiş yarattım. Böylece hem görsel dengeyi korudum hem de tasarımın bütünlüğünü el işçiliğinin o samimi dokusuyla mühürlemiş oldum. Ayrıca kullanılmadığı zamanlarda içinde bir kitapla öylece rafta dururken bile, sırt kısmındaki o ince detaylarıyla hayatı güzelleştirmeye devam etsin istedim.
Böylece kılıfın dış yüzeyi her açıdan tamamlanmış oldu. Ancak benim için süreç burada bitmedi; kılıfın iç kısmında da sürpriz dokunuşlar olsun istedim.
Pamuklu sutaşından yaptığım ayraca nakışlı bir uç ekledim. Yan parçaları koyu kahverengi kumaştan hazırlayarak dıştaki ‘topraklama’ etkisiyle bir bütünlük sağladım. Bu parçaların üzerine de yine minik el nakışı detaylar ekledim. Çünkü o kapağı heyecanla açıp kitabınıza daldığınızda, sizi karşılayan küçük bir detayın yüzünüzde bir gülümseme bırakmasını istedim. Mutluluk, bazen sadece sizin bildiğiniz o küçük ayrıntılarda gizlidir.
Tasarımın bu aşamasından sonrası, benim için standart montaj süreci ve son olarak bir düğme dikerek noktayı koymak oldu. Günlerce karşıma alıp izlemeye doyamadığım, her aşamasında ayrı bir huzur bulduğum bu müthiş keyifli çalışmanın detaylarını sizinle paylaşmak benim için büyük bir mutluluk.
Umarım bir dikişseverin, kumaş parçaları arasından başlayıp ‘bir yudum ve bir sayfa’ya uzanan bu yaratıcı yolculuğuna eşlik etmekten siz de keyif almışsınızdır. Yeni hikayelerde, yeni dikişlerde buluşmak üzere..
Sevgiler
Özlem


















Bir yanıt yazın