Karadeniz havası

Kategori: Gezmeler | 6

Merhaba dostlar,

Bütün bir yazı evde geçirdikten sonra nihayet geçen hafta bir hava değişimi yaşayabildim. Ordu’ya köyümüze gittim, temiz hava, sessizlik, yeşil, mavi, yağmur, çamur, yayla, soğuk derken gerçek bir nefes aldım. Hala Karadeniz’i görmeyen birileri varsa mutlaka tavsiye ederim, gidin gezin görün.

Evimiz fındık bahçelerinin ortasında bir yamaçta eski, ahşap bir ev ve etrafında da köy hayatının gereği olarak ahır, odunluk, pekmezlik vs gibi basit ek yapılar bulunuyor. En yakın ev taaa uzakta olduğu ve yakından yol da geçmediği için öten böcekler ve çağlayan dere dışında çıt ses olmuyor. Tabi bu seslere sık sık yağmur ve rüzgar sesleri de eşlik edebiliyor.

Giderken yol boyunca hava kapalıydı, şehre yağmur ve sıkışık trafikle boğuşarak girdik malesef. İlk birkaç gün de yağmur yağdı sürekli. Peki biz ne yaptık? Tabii ki tadını çıkardık. Yağmur sesinde uyku, çardakta çayıdır kahvesidir, kuzinede patates keyfidir ne gerekiyorsa yaptık çok şükür :))

Haftasonuna doğru güneş yüzünü göstermeye başladı. Bu arada bir ritüel olarak Çambaşı yaylasına gittik. O gün yağmur yağmamasına rağmen tek kelimeyle donduk.

E böyle kuru kuru anlatmakla da olmuyor. Biraz fotoğraf da paylaşmak lazım değil mi? 500’den fazla fotoğraf çektim, bu yazıya eklemek için zar zor seçim yapabildim içlerinden. Şimdilik kısa bir tanıtıcı yazı niteliğinde paylaşıyorum.

Önce köydeki evlerden birkaç kare:

Köy evi

Havanın kapalı olduğu fotoğraflardan da anlaşılıyor, gökyüzü gri-beyaz ve ışık yok. Ama yeşil yine yeşil, şahane…

Bu yeşil örtünün arasından göz kırpan güzelim çiçekleri de ihmal etmemek lazım:

 

Çiçekler

Bir üfleyişte uçuşan karahindiba, papatyalar, harika rengiyle küpeli, kabak çiçeği, adını bilmediğim beyaz çiçek ve son olarak kurutulmuş yayla çiçeği. Hepsi ayrı güzel. Hatta yapraklar bile çok güzel:

 

yapraklar

Şu sol alttaki kıvrımın güzelliğine bakar mısınız? Salatalık bitkisiymiş bu. Hayran kalmamak elde değil. Sol üstteki kabak yaprakları, diziliş muhteşem. Sağ alttaki bitki çok enteresan. Açmış halinin rengi mosmor, şahane bir renkti ama çalılıkların içindeydi çekemedik. İşin enteresan tarafı kimse ne olduğunu bilmiyor. 🙂

 

Köy olur da sebze meyve olmaz mı? Allah’ın lûtfu bol yağmur, bereketli topraklar çarşı pazara ihtiyaç bırakmıyor. Domates, salatalık, biber, dut, kivi, hepsi dalında. Kivi son yıllarda bu bölgede yaygınlaşmaya başladı, fındık zaten meşhur ama çoktan toplanıp kurutulmuştu. O yüzden fotoğrafı yok.

 

Meyve Sebze

Bir de mısır var burada yetiştirilen. Un yapılmak üzere harmanda kurumaya bırakılmıştı biz gittiğimizde. O kadar güzel ki… Ama bunlar patlatılmıyormuş çok üzüldüm :// Dalda da kalmamış hiç, közleyemedik.

 

Mısır

Konu yiyeceklere gelmişken biraz yediklerimizden de bahsedeyim. Malzemeler lahana, fasulye, domates, biber, patlıcan, soğan vs olduğu için vejeteryanlar için bir cennet burası 🙂 Vejeteryan değilim ama ben de çok et seven bir insan olmadığım için biraz da özlediğim için sanırım bu yemekler bana çok lezzetli geldi. Odun ateşinde pişmesi de ayrı bir etken olabilir.

 

Yemekler

Sırayla fasulye kayganası, pırasalı domates kavurması, soğan kayganası, haşlanmış mısır, lahana çorbası, mısır unundan lahana sarması ve kaygana tavasında ateşte pişirilen su böreği. Kuzinenin fırınında pişirdiğimiz kırmızı yayla patatesini çekmemişim, nasıl yediysek artık.

Hep bitkiler olmaz, o kadar hayvan da var bu köyde haksızlık etmeyelim.

 

hayvanlar

İlk gittiğimiz akşam bizi çardakta karşılayan ağaç kurbağası, birçok evde bulunan inek ve danalar, hiçbir sofradan eksik kalmayan arılar, babaannemin kedileri Sarp ve Pars (resimde kaşınan Pars), ortadaki resimde boynunu büküp poz veren Badi, sağ üstteki ise bir yolunu bulup her gece eve giren ve gündüz dışarda kendini gösteren sincap, sol alttaki de yaylada sürüsünün başında poz veren Karabaş reyiz. Hepsi çok tatlı.

 

Köyden birkaç detay daha:

 

köy

Keyif anlarımızdan birkaç kare:

 

Çay kahve

Çambaşı yaylasına gittiğimizden bahsetmiştim ya. Şimdi oradan bazı kareler göstermek istiyorum.

 

Giderken yol üstündeki köy pazarından seçmeler:

 

yayla_pazarı

Gli gli çeşmesi civarında kuruluyor bu tezgahlar, evet “gli gli” 🙂 Dağdan toplanan çeşit çeşit mantar vardı, nasıl yiyorsunuz bunları korkmuyor musunuz dedim, tuzlayıp mangalda pişiriyoruz, gayet güzel oluyor dedi adam. 🙂

Sol alttaki yayla pancarı denilen minik top lahanalar. Turşusu soğanla kavrulunca nefis oluyor ama kokusu doğalgaz kaçağı alarmlarını harekete geçirebilecek kadar keskin 🙂 Ama her güzelin bir kusuru var napalım aldık 🙂

 

Çambaşı’nın tir tir titreten yüksek yerlerinden manzaralar:

 

yayla_manzara

 

Sağdaki fotoğrafta gördüğünüz renkleri yol boyunca hayranlıkla izledim. Bob Ross’u andık çokça 🙂 Onun fırça darbeleri gibi  küçük mutlu çalılıklar, bordodan yeşile doğru değişen harika renk tonlarında.

 

yayla_manzara2

 

Sis ve bulutlar hiç eksik olmuyor, insana hissettirdiği duygular ise tarifsiz. Allah’ım Sen ne büyüksün!

 

Çambaşı’nın çarşısından:

 

yayla_carsı

Karagöl Ocakbaşı yani Cemil Usta’nın yeri,  bizimkilerin o kadar yol gidip yaylaya çıkmasındaki asıl neden. 🙂 Yayla kuzularının son durağı. Çarşı dediğime bakmayın, bir-iki peynirci, bir-iki süs eşyası ve çokça ocakbaşının bulunduğu küçük bir meydan. Dikkat edin kaybolmayın 🙂

Yaylada yoğun bir çalışma vardı, Çambaşı Kayak Merkezi yapılıyormuş. Hayırlı, güzel olur inşallah.

 

Deniz manzaralarını sona sakladım. Ordu sahilinden ve Boztepe’den masmavi, uçsuz bucaksız gibi görünen şahane Karadeniz görüntüleriyle yazımı bitiriyorum. Bu arada Boztepe’ye teleferikle çıkılabiliyor artık ama biz Salı günü gittik, o gün de kapalıymış, binemedik, arabayla çıktık.

 

Karadeniz

 

Şimdi birkaç notum var, olurki Ordu’dan birileri okur da ciddiye alır diye. Dost acı söyler deyip sıralıyorum:

Boztepe’deki restoran ve çay bahçelerinden hiç hoşlanmadım. O güzelim manzarayı berbat edecek şekilde dışarı verilmiş bangır bangır pop müzik yayını korkunçtu, çayı da hiç güzel değildi. Bakmayın fotoğrafını çekip koyduğuma. Bir de gördüğüm mekanların hepsi içkiliydi, garipsedim ama herkes normal dedi malesef.

Ordu merkezde trafik, yol düzenlemeleri tek kelimeyle ber-bat. İstanbul’dan beter stres yaşatıyor insana. Ben bildim bileli böyle. Bir keşmekeş, bir düzensizlik, bir türlü bitirilemeyen kaldırımlar yollar vs. Aklıma gelince bile daraldım. Allah’ın verdiği o güzelim denize ve doğaya yakışmayan haller…

Ben Ordu’nun valisi veya herhangi bir yöneticisi olsam Ordu’yu Charlie’nin Çikolata Fabrikası haline getirirdim. Derelerden çikolata aksın, trafik ışıkları yenebilsin filan ehehee. Abarttım evet ama Ordu bu kadar fındık üreten bir şehir iken neden bir çikolata şehri olmasın? Bir tek Sağra var elle tutulur o kadar. Onu da anlatsam bir yazı daha çıkar şimdi neyse. Çikolata festivalleri olsun, çikolata almaya gelsin millet Ordu’ya. Olmaz mı? Valla bence harika olur.

 

Yazıyı çok uzattım sanırım şimdilik bu kadar yeter.

Tüm Ordu’ya selam olsun.

 

Sevgilerimle

 

 

 

 

6 Responses

  1. nehircce

    Harika fotoğraflar tatili çok güzel özetlemişsiniz, bir Karadenizli olarak ayrıca hayranım o topraklara.sevgiler.

    • özlemistan

      Teşekkürler sevgili Nehircce, daha anlatamadığım, buraya sığdıramadığım o kadar çok detay var ki, bu yüzden herkese gidin görün diyorum 🙂

      Sevgiler

  2. Esra Çoban

    Harika fotolar cok begendim.Bende bir karadenizli olarak bayildim.Ben Samsunluyum esim Giresunlu.Nasil özlemisim resimleri görünce daha iyi anladim bu sene gidemedik insaallah bayramdan sonra.Hele o yemekler, o mantarlar nasil lezzetlidir o yayla peynirlerinden nasil güzel su böregi olur of of.Vel hasıl hepsine bayildim
    Tesekkür ederim ve ayrıca Hoşgeldin…

    • özlemistan

      Hoşbulduk Esra Hanım 🙂 Eskiden hiç sevmezdim köye gitmeyi, şimdi ben de özler oldum. Yaşlandık ondan herhalde 🙂

      İnşallah gidersiniz siz de bayram sonrası, o özlediğiniz güzellikleri tekrar yaşarsınız.

      Sevgilerimle

  3. sevilll

    Ayy sayenizde gitmiş kadar oldum bir Ordu lu olarak hasret giderdim fotolarınız sayesinde çookk teşekkürler 🙂

    • özlemistan

      🙂 Rica ederim, ben de gitmedim uzun süredir. Fotoğraflarıma ben de tekrar bakayım bari 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir